Dijital ve Girişimcilik Hakkında

Menu & Search

1992

Merhaba,

Uzun zaman oldu değil mi? Aslında içerisinde bulunduğumuz yoğun gündem beni okumaya itmişti. Çok uzun zamandır bu kadar yoğun bir okuma tempom olmamıştı. Özlediğimi hissettim. Daha önce muhtemelen bahsetmemişimdir, gelin sizi ilkokul 2. sınıfa götüreyim, gerçekten bir şeyler okumaya başladığımız zamanlara. Çok sevdiğim sınıf öğretmenim sınıf içinde bir yarışma başlattı. Kitap okuyup, kitabın konusu ve karakterlerini kağıtlardan kestiğimiz çiçeklerin içerisine yazarak dolaplarımıza yapıştırmamızı istemişti. Evet evet sizi duyar gibiyim. İşin içinde yarışma olunca ben birden kitap kurdu kesilmiştim. En fazla kitabın tarafımdan okunduğu yarışma sonuçlandığında o çok sevdiğim öğretmenim hayalmeyal hatırladığım şu cümleleri kurmuştu; 

“Çocuklarım, önce konuşmayı öğreniyoruz, zamanı gelince okuma-yazmayı. Bilgi sahibi olmadan konuşmamız gerektiğini de öğrenmelisiniz, sahip olduğunuz bilgileri doğru şekilde ifade edebilmeyi de. Benim sizlerden istediğim bol bol okuyup, kendinizi doğru bir şekilde ifade ederek topluma yön göstermeniz. “

Bu sözleri hatırladıkça zihnimi konuşmayı başarabildim ilk yıllara götürebilmek için zorlarım hep, bazen bir fotoğrafa bakarım, bazen anılara dalarım. 1992 yılına şöyle bir gider, günümüze geri dönerim. 1 yaşındayken önce anne mi yoksa baba mı demişim hala bilmiyorum, bizim evde ciddi bir tartışma konusudur bu hala. Onlar bizim evin 1992’sini tartışadursun, gelin bu arada sizi biraz uzak diyarlara götüreyim. O yıl nisan ayında Amerikalı bir komedyen New York’ta 5 bin kişinin önünde yeni bir gösteri sergiliyordu. Bu gösteriyle iki yıl sonra ikinci Grammy ödülünü alacaktı. Günümüz Türkiye’sinde gelin sizinle 1992 Amerika’sında bir stand-up’ta söylenilenleri paylaşayım;

 

“Birinci kuralım: Devletin bana söylediği hiçbir şeye inanmamak. Hiçbir şeye. Tarihimizin en acı yanlarından biri, kendini ne kadar tekrar ettiğidir.Medya ve siyasetçiler hep bizi bölen şeylerden bahseder. Bizi birbirimizden farklı yapan şeyler. Bütün toplumlarda ki yönetici sınıflar hep böyle çalışır. Geri kalan insanları bölmeye çalışırlar. Zenginler parayı alıp kaçmak için alt ve orta sınıfları birbirine kırdırır. Oldukça basit birşey ve hep işe yarar. Farklılıklara vurgu yaparlar. Irk, din, etnik ve milli geçmiş, iş, gelir, eğitim, sosyal statü, cinsiyet. Birbirimizle kavga etmemiz ve onların bankaya gidebilmesi için herhangi bir şey.

Bu ülkede ki ekonomik ve sınıfları nasıl tanımlarım biliyor musunuz? Üst sınıf bütün parayı elinde tutar ve hiç vergi ödemez. Orta sınıf bütün vergileri öder ve bütün işleri yerine getirir. Fakirler de orta sınıfı ürkütmek için vardır.

Politikacılar bu kelimeyi bilirler. Sizin üzerinizde kullanırlar. Politikacılar geleneksel olarak üç şeyin arkasına saklanmışlardır: Bayrak-din ve çocuklar. Ancak bir sebebi var. Bunun bir sebebi var. Eğitimin rezil oluşunun bir sebebi var. Asla düzelmemesi ile aynı sebep. Asla düzelmeyecek. Boşuna beklemeyin. Elde ettiğinizle mutlu olun. Çünkü bu ülkenin sahipleri bunu istemezler. Gerçek sahiplerinden bahsediyorum: büyük ve zengin. Gerçek sahipleri: her şeyi denetleyen ve her şeye karar veren büyük ve zengin iş hissedarları.

Politikacıları unutun. Onlar önemsiz. Politikacılar size seçim hakkı tanındığı fikrini sürdürmek için varlar. Hakkınız yok. Seçim hakkınız yok. Sahipleriniz var. Size sahipler. Her şeye sahipler. Bütün önemli topraklara. Kolektif şirketleri denetliyorlar ve sahipleri.

Uzun zamandır senato, meclis, hükumet binaları ve belediyelerin sahipleriler. Hakimler arka ceplerinde. Bütün büyük medya ve haber şirketlerinin sahipleriler. Her sene milyarlarca doları lobileşmek için kullanıyorlar. Onlar tek birşey istemiyorlar. eleştirel düşünen vatandaş istemiyorlar. İyi derecede bilgilendirilmiş ve eğitim görmüş insanlar istemiyorlar. Çünkü onların çıkarlarına aykırı.

Biliyor musunuz, mutfak masasının etrafında 30 sene önce batan bir sistemin onları nasıl becerdiğini.

Dünyanın dört bir tarafındaki askeri mezarlıklar tanrının yanlarında olduğuna inandırılmış, beyni yıkanmış ölü askerlerle doludur.”

Çok fazla okuyup, kendini çok iyi ifade edebilen bu adam George Carlin. Vakit bulursanız bol bol George Carlin okuyun ve lütfen onun kadar sorgulayıp kararlarınızı verin.
İyi geceler ey ahali.
Bir daha arayı bu kadar açmama dileklerimle.
Related article
Data Visualization Denemelerim

Data Visualization Denemelerim

Bir süredir Python ile data analizi ve modellemeleri üzerine kafa…

Corporate Nomad: Dream or New Reality?

Corporate Nomad: Dream or New Reality?

Bizim jenerasyon once gezgin olma hayalleri kurmaya basladi. Oncelerde bir…

Nasil Zengin Olunur?

Nasil Zengin Olunur?

Arkadaslar, arkadaslar baktim blogu ziyaret etmiyorsunuz, yazilara abone olmuyorsunuz, herhalde…

Type your search keyword, and press enter to search